Kayıtlar

MERKEZİ YÖNETİM, YETKİ GENİŞLİĞİ ve YÖNETİMİN SIRADANLAŞMASI Türkiye Cumhuriyeti üniter bir devlettir ve merkezi yönetim esastır. Kabul göreceği üzere, merkezi devlet yönetimi; uzun sayılacak bir süreç sonucu gerçekleşmiştir. Merkezi yönetimlerin kurulması ile devlet yapısının güçlendiği yönünde kanaat hakimdir. Güçlü devlet yapısının oluşması, merkezden yönetimin her alanda mutlak başarılı olacağı anlamına gelmemektedir. Tarihsel süreçte, özellikle yerel bir kısım ihtiyaçların görülmesi konusunda; merkezi yönetim zaafiyeti ortaya çıkmış, bu zaafiyet, günlük hayatta aksamalara neden olmuştur. Çok kısa zamanda ve çok az maliyetle çözülebilecek sorunlar, merkezi yönetim zaafiyeti nedeniyle kalıcı sorunlara dönüşmeye başlamış ve kangrenleşmiştir. Kamu hizmetlerinin aksamaması, sorunların kalıcı olmadan çözülmesi, sorunsallığın aşılması amacıyla; yerel bazı ihtiyaçların görülmesi için, merkezi yetkinin taşrada uygulanması amacıyla çareler aranmaya ve yasal alt yapı oluşturulmaya başlanmış...

TÖS Türkiye Öğretmenler Sendikası

Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS), 08 Temmuz 1965’te kurulmuş, 12 Mart 1971 faşist darbesiyle kapatılmıştır. Eğitim emekçilerinin; Encümen-i Muallimin’den bu yana aralıksız süren örgütlü mücadelesinin önemli kilometre taşlarından birisidi. TÖS; Eğitim emekçilerinin örgütlü mücadelesindeki ilk sendika olması nedeniyle ayrı bir yere sahiptir. Bu nedenle, Türkiye eğitim tarihinde önemli bir sayfada yerini almıştır. TÖS; Eğitimin evrensel insan hakkı, öğretmenliğin nitelikli meslek olduğunu topluma duyuran, her kademe eğitim kurumlarında nitelikli egitim/ öğretimi düzenli tartışma konusu yapabilen güçlü örgütümüzdü… TÖS; 4-8 Eylül 1968'te Ankara'da Devrimci Eğitim Şurası düzenledi. Öğretmenlerin yanı sıra yazarlar, bilim adamları, üniversite öğretim elemanlarının da katıldığı bu toplantılarda; eğitim ve eğitimle bağlantılı ülkenin birçok sorunu konusunda bildiriler sunuldu, çözüm yolları önerildi. TÖS; 15 Şubat 1969’da Büyük Eğitim Yürüyüşü düzenledi. TÖS; Devrimci ...
EĞİTİM SİSTEMİNİN HAZİRAN SENDROMU Haziran ayı ülkemizde, öğrencilerin sınavlar aracılığıyla yarıştırıldıkları bir aydır. Pandemi gibi bir kriz de, süreci değiştirmedi. Meşhur sözdür, “elinizdeki tek araç çekiçse, tüm sorunları çivi olarak görürsünüz.” Milli Eğitim Bakanlığı, bir üst eğitim kurumuna öğrenci geçişiyle ilgili sınav dışında bir yöntem geliştiremedi. Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamında MEB tarafından yapılan merkezî sınava, 1 milyon 243 bin 801 öğrenci katıldı. Sınav sonuçları 30 Haziran 2021 tarihinde açıklanacak. Haziran ayının son haftasında da üniversal seçme sınavı yapılacak. 2021-2022 eğitim öğretim yılında, sınavla öğrenci alan liselere toplam; 174 bin 160 öğrenci alınacak. Bu kontenjanın; 56 bin 396 sı Anadolu liselerine, 36 bin 980 i fen liselerine, 10 bin 142 si sosyal bilimler liselerine, 26 bin 712 si Anadolu imam hatip liselerine ve 33 bin 930 u mesleki ve teknik Anadolu liselerine ayrıldı. Bu kontenjan, sınava giren öğrenci sayısının % 14.00’ lük bölümü...
DERSİM TERTELESİ Dersim harekât kararı: 4 Mayıs 1937 Karar merkezi: Bakanlar Kurulu Karar nevi: Askeri harekât Harekâtta; resmi verilere göre 16 bin, tanık anlatımlarına göre 70 binin üzerine insan hayatını kaybetti. 100 binlerce Dersimli zorunlu göçe tabi tutuldu, sürgün edildi. Ocak 1951’de yürürlüğe giren ‘Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme’ Türkiye tarafından da imzalanmış. Sözleşme; yürürlüğe girdiği tarihten sonraki soykırımlarla ilgili, ama hangi eylemlerin soykırım tanımına dahil addedileceği konusunda genel teamülü gösteriyor. Madde 2 şöyle… “Bu sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden herhangi biri, soykırım suçunu oluşturur: a) Gruba mensup olanların öldürülmesi; b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi; c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak ya...

PARADİGMANIN İFLASI

PARADİGMANIN İFLASI 03 Kasım 1839’da Gülhane Parkı’nda Mustafa Reşit Paşa tarafından okunan Tanzimat Fermanı’nda (Hatta-ı Hümayun): “Memleketimizin coğrafi durumuna, mümbit topraklarına ve halkın kabiliyet ve istidadına göre lüzumlu şeylere teşebbüs olunduğu takdirde, beş-on yıl içinde Allah’ın yardımıyla istenilen şeylerin hasıl olacağı....”, bunun için de “ bazı yeni kanunlar konulmasının lüzumlu ve önemli görüldüğü...” söyleniyordu... Türkiye’nin iki yüzyıllık “asrileşme”, “muasırlaşma”, “batılılaşma”, “çağdaşlaşma”, “kalkınma”, “çağ atlama” problematiğinin serüvenin de ifadesi olan bu belgede yazılanlar doğrultusundaki devlet tercihleri, maalesef sömürgeleşme sürecinden öteye gidemedi. Cumhuriyet yönetimi de; Türkiye’nin emperyalist Batı ile olan ilişkilerinde, kapitalist Dünya sistemi içindeki konumunda köklü bir değişimi temsil niteliğine ulaşmadı. Zira; Cumhuriyeti kuran kadroların tarihsel geri planı; Osmanlı devlet sistemi içindeki askeri ve sivil kadro -bürokrasi-, a...
2023 EĞİTİM VİZYONU ve EĞİTİMDE NİTELİK SORUNU 23 Ekim 2018 tarihinde Sayın Milli Eğitim Bakanı tarafından eğitim sisteminde kısa, orta ve uzun vadede yapılacaklarla ilgili yol haritası olarak adlandırılan “2023 Eğitim Vizyon Belgesi” kamuoyuna açıklandı. Bu belgeyle sunulanların; nitelikli eğitimden beklentiler açısından değerlendirilmesi gerektiği düşüncesinden hareketle, başlangıç olarak şunlar söylenebilir. 2023 Eğitim Vizyon Belgesi; sistemin işleyişini, sorunlarını, aksaklıklarını, beklentilerin gerçekleşmesi durumunda olacakları, öğrenci merkezli çalışmanın yararlarını, eğitim kademelerinde yaşanan durumu sistemin ana öğelerini içeren başlıklar altında ve akademik bir dille özetlemektedir. Bu özet bilgiler; bilinenlerin daha akademik bir dille ifade edilmesidir. Oysa eğitimi yeniden yapılandırma çalışmalarında; eğitime taraf olan tüm paydaşların görüş ve düşünceleri alınmalı, ekonomik kaynak ve kaynak kullanımı konusunda detaylar verilmelidir. Belgenin Temel Politikamız başlı...
POPÜLİST YÖNETİM – VASATLAR CENNETİ Ülkede yaşananları izledikçe; günden güne artan bir çaresizliğin, ümitsizliğin, çıkmazın insanları esir aldığını görür gibi oluyorum. Belki bu düşünce ve duygular, her birimizi bir şekilde etkiler oldu. Öteden beri, despot bir anlayışla oluşmuş siyasal partiler ve siyasi atmosfer ve buna uygun üretilen siyaset tarzı, hepimizi çıkmaz bir sokağa getirdi gibi. “Devlet en yüce değerdir”, “söz konusu vatansa, gerisi teferruattır…” gibi söylemlerle ifade edilen genel anlayış ve bu anlayışın yerleşmesine yönelik devlet faaliyetleri; dinsel içerikli politikayla desteklenerek, ırkçı-şoven yapıyı kalıcı kılacak kurumsal yapıları oluşturdu. Bu yapı, egemen siyasi anlayış tarafından, olmazsa olmazmış gibi dayatıldı ve bu siyasetten beslenenlerin taraftarlarınca da kabul görmeye başladı. Yaşananları, sosyolojik analizlere tabii tutabiliriz. Her analiz sonucu yapacağımız değerlendirmelerde de doğruluk payı olur elbette. Bu konudaki temel düşüncem; sistemin çarpı...