DERSİM TERTELESİ
Dersim harekât kararı: 4 Mayıs 1937
Karar merkezi: Bakanlar Kurulu
Karar nevi: Askeri harekât
Harekâtta; resmi verilere göre 16 bin, tanık anlatımlarına göre 70 binin üzerine insan hayatını kaybetti.
100 binlerce Dersimli zorunlu göçe tabi tutuldu, sürgün edildi.
Ocak 1951’de yürürlüğe giren
‘Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme’
Türkiye tarafından da imzalanmış. Sözleşme; yürürlüğe girdiği tarihten sonraki soykırımlarla ilgili, ama hangi eylemlerin soykırım tanımına dahil addedileceği konusunda genel teamülü gösteriyor.
Madde 2 şöyle…
“Bu sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden herhangi biri, soykırım suçunu oluşturur:
a) Gruba mensup olanların öldürülmesi;
b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;
c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirmek;
d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak;
e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek.”
Yani; Buna göre herhangi bir olayın ‘soykırım’ sayılması için dört koşul bulunuyor:
EYLEM:
1) Mağdur olan grubun kimliğini hedef alacak
2) Kişilere değil gruba yönelik olacak
3) Belirli bir merkezden yönetilecek
4) Ardında, kasıtlı davranışı açıklayan belirgin bir niyet ya da ideolojinin ürünü olacak.
Uluslararası kabul gören ve Türkiye’nin de imzaladığı bu sözleşme bağlamında;
1937-1938 Dersim harekâtının:
1. DERSİMLİ kimliğini hedef alıp almadığı, kişileri; yaş, cinsiyet yönünden ayırt edip etmediği ve tüm topluma yönelik olup olmadığı
2. Olayların ve eylemlerin; devleti temsil eden devrin Bakanlar Kurulunca yürütülüp, yürütümediği, koordinasyonun yine aynı devlet örgütünce sağlanıp sağlanmadığı ve denetimin de aynı devlet örgütü aracılığıyla yapılıp yapılmadığı
3. Devletin temsil organı Bakanlar Kurulu’nun benimsediği yönetim anlayışının temelini; Anadolu topraklarının Türkleştirilmesi ve Müslümanlaştırılması projesinin oluşturduğu, bu harekâtın, bu projeyi hayata geçirme stratejisinin bir parçası olup olmadığı
4. İnsanların; hiç bilmedikleri, aidiyet hissetmedikleri Batı Anadolu coğrafyalarında yaşamaya sürgüne gönderilmelerinin bu minvalde bir niyet ya da kasıtla ilgili yeterli ipucu verip vermediği
Yönleriyle incelemekte yarar olduğunu düşünüyorum...
Bu meseleden etkilenmemek, bu meseleyi aşmak için, kendimizi ve benzerlerimizi anlamamız gerek. Bunu yapmadan ne kendimizi ne de benzerlerimizi sevmemiz zor, çok zor gibi.
Başkalarıyla birlikte yaşamayı kabul, insan olmanın en basit kuralıdır. Farklılıkları kabul ederek yaşamak, zenginliktir.
Bu konuda epeyce yazılı külliyat mevcut.
Devletin 1937-38 DERSİM mağdurlarına bir özür borcu var. Bu konuyla yüzleşilmeli. Yüzleşme sağlanamadığı sürece bu yara kanamaya devam eder. Yaranın sarılması lazım. Amaç somut bir durumun tespiti.
Hamaset odaklı siyasetle günü kurtarmaya çalışanların yaptığı güç ve statü peşinde koşmaktır. Hamasete dayalı siyasetle yönetsel yetki kullananların; vicdanlarını sorgulamakta yarar var...Zira; tarih bize, mevki ve menfaat peşinde koşanların vicdanlarının kiraya verildiğini öğretmiştir...
04 Mayıs 2021
Ali Ekber Pekşen
Bodrum
YORDULAR, YORUYORLAR, YORACAKLAR Yaban ellerden, başka coğrafyalardan ya da ıssız- terkedilmiş yerlerden gelmiş gibi iliştiler. Yaban gülü gibi sevimli olmayı seçmediler ama. Yadırgatıcı tavırlarıyla, kendilerinden olamayanlar üzerinde baskı kurma yolunu seçtiler. Yabani ve de yabancı duruşlarını hayatın olmazsa olmazı gibi dayatıp, sistemi kendilerine benzettiler. Yağcılık genel geçer oldu ve yağdanlık gibi kaygan bir anlayışı yerleştirdiler merkeze. Yağmaladılar, yağmalattırdılar; para, pul, insanlık adın birikmiş değerler dâhil ne varsa. Yakıştırdılar her tür olumsuz sıfatı, kendileri gibi olmayanlara. Yakıp, yıkabilme konusunda tavizsiz anlayışı siyasetin merkezine yerleştirip, yandaşlarını bu söylemlerle mobilize ettiler. Yalanı ve yalanın siyasetini, vazgeçilmez politika malzemesi yaptılar. Yandaşlık üzerine yürüyen bir yönetim anlayışıyla, yandaşlığı olmazsa olmaz hayat tarzına dönüştürdüler. Yanılttılar insanları; inançlar dahil, “kutsal” olan tüm değerleri kullanarak...
Yorumlar
Yorum Gönder