RUHUMA DOKUNAN FİLMLER
Neşe ÜREL
Neşe Ürel'in “Ruhuma Dokunan Filmler (I, II) kitaplarının ilki 2017’de yayınlanmıştı. İkincisi ise, Nisan 2023’de yayınlandı. Kitap baskıdan çıkar çıkmaz, derler ya…mürekkebi kurumadan imzalı olarak ulaştı.
Sade bir film izleyicisi olarak kitabı okumaya başladığımda, filmler üzerine yazılanlarda farklı neler bulabilirim? Bir filmin anlatımını konu edinen yazıda, filmin izleyicisi için ilginç neler olabilir? gibi düşünceler kafamda sürekli dolaştı. Kitaplar, filmler üzerine farklı zamanlarda yazılan ve değişik platfomlarda ve yayın organlarında yer alan yazıların güncellenmesiyle yayına hazırlanmış.
Kitaplarda yer alan yazıları okumaya başladığımda, filmler üzerine yazılanların yalnızca, yazıya konu edilen filmi anlatmadığını gördüm. Yazılarda, filmin konusu ya da temel hikayesi, filme emek verenlerle ilgili çok önemli detaylar yer almakta. Ancak daha da önemlisi, sade bir film izleyicisi olan insanlar için anlamlı hayat hikayelerine tanıklık etmemize yarayacak anlatımların bulunmasıdır. Filmin çekildiği mekanların, bu mekanlardaki yaşanmışlıkların sosyolojik bilgi niteliğinde sunulması kitaba apayrı bir anlam kazandırmaktadır.
Kadınlar Film Çekiyor belgesinin anlatıldığı yazıda, Beykoz Kunduru Fabrikası’nın hikayesinin kısaca ve ana hatlarıyla yer alması önemli bir yaşanmışlığa işaret eder. Ülkemizin kentleşme ve sanayileşme sürecinin anlamlı kuruluşlarından olan bir mekanın tanıtımının yapılması, yakın tarihe tanıklık bakımından önemli bir belge niteliğindedir. Kentleşmeyle birlikte üretim tesislerinin belli kentlerin merkezlerinden başka alanlara taşınması ve belli coğrafyaların inşaat sektörüne devrinin yanı sıra, bazı mekanların, kültür ve sanat faaliyetlerinin organizasyon merkezine dönüştürülmesinin vurgulanması, oldukça anlamlı bir bilgi olarak yer almaktadır.
Yeşim Ustaoğlu’nun “Güneşe Yolculuk” filmine dair değerlendirmelerde, filmin özüne dair tespitlerde, “Ülkemizde Kürt Olmak” ifadesiyle Türkiye siyasetinin merkezinde yer alan ana konuya değinilmesi, insanın hikayesinin bir bakıma coğrafyanın hikayesinin kısaca anlatımı olduğunu çağrıştırmaktadır. Bu anlatımla coğrafyanın yıllardır kanayan sosyal, siyasal, yönetsel sorununa dikkat çekilmesi son derece önemlidir.
Yeşim Ustaoğlu’nun “Bulutları Beklerken” filminin değerlendirilmesinde, mübadelenin ülke tarihindeki yeri anlatılmaktadır. Mübadeleyle ilgili, devlet aklıyla oluşturulan büyük fotoğrafın ötesinde, tek tek insanların hayatına yoğunlaşılması özellikle vurgulanmaktadır. Mübadelenin bir insanın, belli bir toplumun hayatını nasıl etkilediğinin bilinmesi ve öğrenilmesi açısından bu vurgu önemli bir mesaj olarak yer almaktadır. Filmin içeriğinin belirlenmesinde; mevcut yaşanmışlıkların tarihi arka planına vurgu yapılması ve kültürel alt yapının etkisine değinilmesinin tespiti, kitabın içeriğine özel bir anlam katmaktadır. Ülkemizin kadim sorunlarından olan kadın emeğinin yok sayılması ve erkek egemen anlayışla görmezden gelinmesinin filmin konusundan yola çıkarak vurgulanması, farkındalık yaratma bakımından önemli bir duyarlılıktır.
Kriz Döneminde Yükselen Sinema’nın anlatımında, insanların çaresizliğinin sistem tarafından nasıl sömürü aracı olarak kullanıldığı ve insanın metalaştırıldığının tespiti yapılmıştır. Kapitalizmin özününün ifadesi olan bu tespitin bir filme dair anlatımda yer alması, sinema ve film üzerine eğitim almak isteyenler ya da bu sektörde çalışmak isteyenler açısından da oldukça öğreticidir.
Ruhuma Dokunan Filmler kitaplarını oluşturan yazıların bir kısmını daha önce yayınlandıkları mecralarda okudum. Kitapları yeniden okurken aldığım notlarda, hayatın öznesinin insan olduğuna ulaştıran anlatımlar gördüm. Dünyanın herhangi bir coğrafyasında yaşayan bir insana dokunan hikayenin, hayatın öznesi insana dokunan hikayeler, bütün insanlara dokunan hikayeler olduğuna tanıklık ettim.
Ruhundaki inceliği, hayata ve olaylara karşı tutumundaki sükunetini ve insan ilişkilerindeki nezaketini filmleri anlattığın yazılarına da yansıtmışsın. Emeklerine, aydınlık aklına, yüreğine sağlık Neşe ÜREL. Enerjin eksilmesin.
21 Mayıs 2023
Ali Ekber PEKŞEN
BODRUM - MUĞLA
YORDULAR, YORUYORLAR, YORACAKLAR Yaban ellerden, başka coğrafyalardan ya da ıssız- terkedilmiş yerlerden gelmiş gibi iliştiler. Yaban gülü gibi sevimli olmayı seçmediler ama. Yadırgatıcı tavırlarıyla, kendilerinden olamayanlar üzerinde baskı kurma yolunu seçtiler. Yabani ve de yabancı duruşlarını hayatın olmazsa olmazı gibi dayatıp, sistemi kendilerine benzettiler. Yağcılık genel geçer oldu ve yağdanlık gibi kaygan bir anlayışı yerleştirdiler merkeze. Yağmaladılar, yağmalattırdılar; para, pul, insanlık adın birikmiş değerler dâhil ne varsa. Yakıştırdılar her tür olumsuz sıfatı, kendileri gibi olmayanlara. Yakıp, yıkabilme konusunda tavizsiz anlayışı siyasetin merkezine yerleştirip, yandaşlarını bu söylemlerle mobilize ettiler. Yalanı ve yalanın siyasetini, vazgeçilmez politika malzemesi yaptılar. Yandaşlık üzerine yürüyen bir yönetim anlayışıyla, yandaşlığı olmazsa olmaz hayat tarzına dönüştürdüler. Yanılttılar insanları; inançlar dahil, “kutsal” olan tüm değerleri kullanarak...
Yorumlar
Yorum Gönder