YORDULAR, YORUYORLAR, YORACAKLAR
Yaban ellerden, başka coğrafyalardan ya da ıssız- terkedilmiş yerlerden gelmiş gibi iliştiler.
Yaban gülü gibi sevimli olmayı seçmediler ama.
Yadırgatıcı tavırlarıyla, kendilerinden olamayanlar üzerinde baskı kurma yolunu seçtiler.
Yabani ve de yabancı duruşlarını hayatın olmazsa olmazı gibi dayatıp, sistemi kendilerine benzettiler.
Yağcılık genel geçer oldu ve yağdanlık gibi kaygan bir anlayışı yerleştirdiler merkeze.
Yağmaladılar, yağmalattırdılar; para, pul, insanlık adın birikmiş değerler dâhil ne varsa.
Yakıştırdılar her tür olumsuz sıfatı, kendileri gibi olmayanlara.
Yakıp, yıkabilme konusunda tavizsiz anlayışı siyasetin merkezine yerleştirip, yandaşlarını bu söylemlerle mobilize ettiler.
Yalanı ve yalanın siyasetini, vazgeçilmez politika malzemesi yaptılar.
Yandaşlık üzerine yürüyen bir yönetim anlayışıyla, yandaşlığı olmazsa olmaz hayat tarzına dönüştürdüler.
Yanılttılar insanları; inançlar dahil, “kutsal” olan tüm değerleri kullanarak.
Yankesici gibi davrandılar, sistemi ve işleyişi kendi anlayışlarına göre düzenlerken.
Yapısal ve kalıcı sorunlar yarattılar, geleceğe dair.
Yapışarak sistemin boşluklarına yaptılar tüm bunları…
Yapış yapış oldu ortalık, kirli ilişkilerden, köhnemiş zihniyet ürünü politik söylemlerin hayat bulmasından.
Yapmacık olmayı da, her an başvurdukları bir yöntem olarak benimsettiler, mobilize ettikleri yandaşlara.
Yaradana sığındılar sürekli, yaptıklarını beyan ettikleri bu işlerden dolayı ve hesap verme yerini öteki dünya olarak adlandırdılar.
Yararcılık ön planda tutuldu ve yararcılığın pragmatik siyasetin vazgeçilmezi olduğuna inandırdılar taraftarlarını.
Yardakçılık, görev gereği yapılan genel geçer bir meziyet olarak kabullenildi.
Yardımlaşma adı altında, kamuya ait maddi manevi ne kadar değer varsa tar-û mar ettiler.
Yarım yamalak işler, başarı olarak gösterildi ve kalitesizlik görmezden gelindi.
Yasaklar en büyük kurtarıcıları oldu.
Yasama yerine, yaslanacak bir otorite öncelikli değer oldu ve baş tacı edildi.
Yavaş yavaş öldürdüler; özü itibarıyla kırılgan olan demokrasiden yana, hukuktan, çağdaş, adaletli ve sekûler hayattan yana olan ne varsa.
Yaygaracılık; günlük hayata dair uygulamaların, siyasetin ve dahi politikanın en gözde malzemesi oldu.
Yayılmacılık, tarihi genlerden gelen bir anlayış olarak her fırsatta dile geldi.
Yemlik olarak kullanıldı, kamu gücü, iktidarın nimetleri, birlikte paylaşılacak ortak değerler.
Yeraltı güçlerinin meşrulaşmasında beis görmediler.
Yerleştirdiler yandaşlarını mevki ve makamlara, liyakat aramadan.
Yersizlik olur yaptıklarımız, ayıplanırız, geleneklerimize ve ahlaki değerlerimize aykırı demeden.
Yeteneksizlik sorgulanamaz olmayı bırak, genel geçer en önemli meziyet olarak sunuldu.
Yetersizlik unutuldu, standartları belirlenmiş görev ve sorumluluklar yerine getirilirken.
Yetkisizlik kural oldu, zira; yetkiler, sorumlukları beraber getirir, ilkesini de hayattan silmek için.
Yıkıcı etkileri olmaya başladı yaşananların.
Yıkıntılardan geriye kalan enkazlar, kalıcı hasarlar olacak şekilde istiflendi.
Yıldırma taktiğiyle başarılabilirmiş bu işler, özellikle sistemin boşluğundan yararlanılarak, yaşayacak öğrendik!!!!!
Yılışık olmanın kabullenildiği ilişkiler ağı, hayatın normali oldu.
Yiyicilik, iş yapmanın karşılığı olarak normale döndü.
Yobazca tutum ve davranışlar; gelenek, örf, adet, inanç temelli hayatın gereği gibi sunuldu.
Yoksulluğun, öteki dünya için anlam ve önemi ve dahi ilahi kabul gördüğü, en üst akıldan vazedildi.
Yoksunlukları siyaset malzemesi yapmakta, son derece mahir davrandılar.
Yordular, açgözlülükleriyle, cehaletleriyle, liyakatsizlikleriyle, yapıp ettikleriyle, yalanlarıyla…
Yozlaşmanın adı, “bir şey karşıtlığı” ve “birileri bizi öteden beri istemiyor, …….” gibi klişe anlatımların mihenk taşı oldu.
Yumuşakça gibi olmanın, siyaset aklı olduğuna dair kanaati pekiştirdiler.
Yutturma diye kullanılan sokak kültürü yerleşti, işleyişin merkezine.
Yürütmeyi, demokrasinin olmazsa olmaz ayağı bilirdik, iş yapmanın, kılıfına uydurmanın becerisine dönüştü.
Yüzdü, yüzdü kuyruğuna getirdiler ve çekilmez kıldılar hayatı.
Yüze gülmenin, yalandan dostluk olduğunu unutturarak…
08 Ocak 2024
Ali Ekber Pekşen
Bodrum
HAYATI ANLARA BÖLMEK Hayatın tesadüfleri de denir o zaman dilimine. “İşte o an sanki dünya durdu.” denilen ve ölçülebilecek uzunlukta olmayan bir zaman aralığı. Belki olarak gelecekte hayıflanılacak, keşke dedirten kısacık yaşanmamışlıklar. Göz açıp, kapayıncaya kadar geçti diye adlandırılan süre. Belki de, bir daha ulaşılamayacağı hissi veren hazzın, insan ruhunda yarattığı etki. İnsan hayatının en anlamlı olacak güzelliklerinin fark edilmediği zaman dilimi. Bazen ah keşke dedirten durumların görmezden gelindiği bir vurdumduymazlık. Bazen, insanı en keyifli yaşantılara götürecek şeylerin fark edildiği ve bir ani tesadüf bu güzelliğe ulaştırdı diye adlandırılan zaman aralığı. Hayat tesadüflerle doludur, diye genel geçer ifade yerleşmiş dilimize. Söyler dururuz. Tesadüf diye adlandırılanlar, bazen fark edilenler, bazen de fark edilemeyen anlar olsa gerek. Fark edilen ya da edilmeyen bu zaman dilimlerindeki durumların çoğu; insanın ayrılmazı, vazgeçilmezi olan duygularının ifade edi...
Yorumlar
Yorum Gönder