KADINI YOK SAYAN ANLAYIŞ HUKUKEN SAKATTIR “Bizim topraklarda önce kadınlar uyanır, sonra güneş doğar, çünkü güneşi kadınlar doğurur.” (Ezidi atasözü) Ülkemizin bir üniversitesinin lisans öğrencileri için hazırladığı, bol yazarlı “Davranış Bilimleri” ders kitabının, “Toplum ve Toplumsal Yapı” bölümü, mikro sosyolojik analizleri şu cümleyle örneklemiş. “İnsanların kız arkadaşlarıyla, aileleri ile olan ilişkileri, nerede vakit geçirdikleri, neler yaptıkları, kullandıkları dil, evlerini döşeme stilleri, birbirlerinin dikkatlerini nasıl çektikleri, nasıl ilgi duydukları hep mikro-sosyolojik analizlerdir. Burada önemli olan şey insanların yüz yüze olan etkileşimleridir…..” Yazarlar, bu cümleyle meramlarını anlaşılır şekilde ifade etmişler. Üstelik yazarlar arasında kadınlar da var. İnsanların kız arkadaşları olur. Kızların arkadaşları insanlardır. Peki, soralım; kızlar insan vasfından uzak yaratıklar mı? İnsan olmak için KIZ olmamak ya da mutlak erkek olmak mı gerekir? İnsan kim? İnsan, cinsiyet kavramıyla özdeş mi? Yazarlar, kızları “İNSAN” kavramının dışında tutma haklarını nereden ve hangi zihniyetten almaktadır? Sorular uzatılabilir. Günlük hayatta bu tür örneklere oldukça çok rastlanır ve kimse de yadırgamaz. Bu türden ayrıştırıcı ifadeler, günlük hayatın gailesi içinde alışkanlık şeklinde kabul edilir. Bir ders kitabındaki bu ifadenin genelin düşüncesini yansıtmayacağını ileri sürenler, bu minval üzerine açıklama yapanlar olabilir. Efendim; “bir kereden bir şey olmaz.” diye açıklamalarda bulunanlar olabilir. Bu açıklamalar, hayatın her alanında rastladığımız, toplumun genelince kabul gören eril dilin, akademi camiasında da yadırganmadığının somut halidir. Dahası, bu ifadelerin, öğrencilik sürecinin sorumluluk alanının belirleyicilerinden olan ders kitabına geçmesi ayrıca dikkate değerdir. İNSAN kavramı, her hangi bir cinsiyet vurgusu değil; ben kimim?, nereden geldim?, neler yapabilirim?, nereye gidiyorum?, görev ve sorumluluklarım neler?, toplumsal hayat içinde işlevlerim var mı?, hayata katkılarım neler olabilir?,…………… gibi sonsuzca sorular sorabilen, sorulara cevaplar bulabilen, bulduğu cevaplar doğrultusunda hayata katkılar sunan, değerler yaratan,…. gibi sınırsız özelliklere sahip ve evrenin bütünüyle uyum içinde hayata tutunma çabası olan canlıyı ifade eder. Dünyanın hemen her coğrafyasında, erkek egemen zihniyetin baskın oluşu ve yönetsel yapının bu zihniyetle oluşması nedeniyle, kadınları yok sayan anlayış akademik camia dahil her düzeyde kendini göstermektedir. Yönetim erkinin erkek egemen zihniyete göre yapılanması, beraberinde şiddet sarmalını da getirmektedir. Ülkemizde ve diğer coğrafyalarda; kadına şiddeti, tacizi, tecavüzü, kadının hayatına doğrudan müdahaleyi meşrulaştıran bir anlayış kabul görmektedir. Kadına yönelik bu dışlayıcı eril anlayış, hukuk devletinin temelini oluşturan adaletin tecellisini engellemekte, global kötülük olarak hayat bulmaktadır. Totaliter rejimlerin tarihçesini incelediğimizde, tarihteki tüm diktatörlerin, günümüz otokratlarının ve popülizmi yönetimin merkezine alan faşist yöneticilerin tamamının erkek olduğu görülecektir. Erkek egemen zihniyet, yönetimi kadınlarla paylaşmak istemiyor. Evde, sokakta, iş yerinde, siyasetin merkezinde kadınların olması istenmiyor. Özellikle karar mercilerinde kadınların olmamasına azami dikkat gösteriliyor. Müesses nizamı, kadının karar mercilerinde yetkili olduğu yönetim yapılanmasıyla yürütemeyeceklerinin farkındalar. Bu nedenle, kadına yönelik ötekileştirici tutum ve tavırları, tavizsiz sürdürmekteler ve ısrarla sistemin bu minval üzere yürümesi için çabalamaktalar. Demokrasi için, insana saygının esas olduğu yönetsel süreçlerin hayat bulması için, adaletin tecellisi için, kadınlar yönetsel ve siyasi karar alma süreçlerinde etkili olmalı. Hayatın her alanında fırsat eşitliği sağlanmalı. İstihdam süreçlerinde ayrıştırıcı anlayıştan vazgeçilmeli. Özellikle eğitim sisteminin tüm kademelerindeki yönetim temsilinde fiili eşitliği sağlayacak önlemler alınmalı. Anaokulundan, üniversiteye kadar tüm eğitim kurumlarının programları bu amaçla yeniden düzenlenmeli. Ders kitapları başta olmak üzere tüm araç-gereç ve materyaller düzenlenen programlar doğrultusunda yeniden hazırlanmalıdır. Anayasa başta olmak üzere, tüm yasal düzenlemelerde vurgulanmasına rağmen, eşitliğin fiili olarak sağlanamamasının temelinde yatan, erkek egemen zihniyetten toplumu arındırmamız gerekir. Bunu sağlamanın en temel şartı, hayatın işleyişine dair tüm süreçlerde kadını ötekileştiren, rencide eden, yer yer yok sayan erkek egemen yönetim anlayışının değişmesidir. Kadının yok sayılmadığı, öldürülmediği, dışlanmadığı, eve hapsedilmediği, giyim, kuşamı ve makyajından dolayı ötekileştirilmediği bir dünya inşa edilmelidir. Kendisini merkezde, vaz geçilmez ve evrenin tek hakimi gören erkek zihniyetin özgürleşmesi için de böyle bir dünyaya ihtiyaç var. 07 Mart 2023 Bodrum-Muğla Ali Ekber PEKŞEN

Yorumlar