YÖNETİME GÜVEN HUKUKLA SAĞLANIR
Devlet kurallarla yönetilir. Kurallar; başta anayasa olmak üzere, kanunlar ve bağlı mevzuattır. Devlet denilen o devasa örgüt, yöneticileri ve çalışanları aracılığıyla hayata karışır. Hayata karışmaktan kasıt; ülke sınırları olarak belirtilen coğrafyada, hayatın düzen üzerine yürütülmesi için çalışmalar yapmasıdır. Bu çalışmaların en önemlisi, ülke sınırları içinde yaşayan insanların can güvenliğinin sağlanmasıdır. Can güvenliğinin yanı sıra, barınma, beslenme, sağlık, eğitim, ulaşım ihtiyaçlarının karşılanmasıdır.
Devlet bu faaliyetlerinin çoğunu; memur ya da başkaca tanımlı kadrolardaki elemanlar aracılığıyla yerine getirir. Bir kısım hizmetleri de satın alma yoluyla karşılar. Çalıştırdığı elemanlarına maaş adı altında ödemelerde bulunur. Maaşın yanı sıra, hayatın sürdürülmesi, gelecek garantisi için çeşitli sosyal güvenlik hizmetleri sunar. Maaş, sosyal güvenlik hizmetleri ve diğer insani ihtiyaçlar için gereken parasal girdileri, işletmelerden ve vatandaşlardan tahsil eder. Bu tahsilatlar, kanunlarla ve diğer mevzuatlarla belirlenmiş, vergi ya da başkaca adlarla tanımlı çeşitli gelir kalemlerinden oluşur. Devlet ve vatandaşlar arasındaki bu ilişki hukuk kuralları çerçevesinde yürütülür. Hukuk kuralları, karşılıklı yükümlülüklerin yerine getirilmesinin teminatıdır.
Devlet faaliyetlerinin yürütülmesi için görevlendirilen yöneticiler; mevzuatla kendilerine verilen görevleri yapmakla, mevzuatla tanımlanan yetkileri kullanmakla mükelleftir. Görev ve yetkilerin kullanılmasının sonucu, ortaya çıkacak sorumlulukları da üstlenmek durumundadırlar. Zira bu sorumluluk, çağdaş devletlerin hukuka uygun çalışmasının teminatı ve denetime açık olmanın gereğidir. Çünkü, öncelik İNSANDIR. Çağdaş devletlerin varlık nedeni de İNSANA HİZMET ANLAYIŞININ hayata geçirilmesidir.
Yönetici, göreve liyakatle atanmışsa, görev ve yetkilerini kullanırken, TALİMATLA hareket etmez. Kanunların o görev nedeniyle kendisine tanıdığı yetkileri kullanır. Görevinin gereği yapılacaklarla ilgili tereddüt etmez, şeffaf bir yönetim sergiler ve sorumluluktan kaçmaz. Çünkü; yürürlükteki mevzuat, hiç bir mevki, makam ya da otoriteden talimat almasına gerek kalmayacak biçimde açık hükümler içerir. Mevzuat, yöneticiyi görevi gereği üstlendiği işleri yapmakla yetkili kılar. Görevin gereğini yerine getirmeyenlerin, cezai müeyyidesi de kanunlarla belirtilir.
Yönetim; ilkeleri, prosedürleri, kuralları olan, faaliyetlerini bu kurallara göre yürüten, denetime ve gelişmeye açık bir sistemdir. Sistem, belli ilişkiler silsilesi ve kurallar üzerine işleyen dinamik bir sürecin ürünü olduğu için, gelişmeye açıktır. Temel dayanakları hukuk kurallarıdır. “İdare etme” ise, vaziyeti kurtarmak adına, otoriteye yaranma çabasıdır.
Yönetsel ilişkilerde liyakatın yerini sadakat alırsa, siyasetin koruyuculuğu alırsa, TALİMATLARLA işi “idare etme” başlar. Hele hele “talimatlar”, aynı merkezden gelecek biçimde normalleşmeye başlarsa, otoriteye tabii bir anlayış egemen olur. Devlete olan güven sarsılır ve yönetsel zaaf ortaya çıkar.
Devlet adına görev yapanların, bulundukları görevin gereği yetkilerini kullanmaktan ve sorumluk almaktan kaçınmaları, “talimatla” iş yapma yolunu seçmeleri, yönetimin sıradanlaşmasıdır. Yönetimin sıradanlaşması, kalıcı yaralar oluşturur. Hukuka bağlılık kalmaz. Adalet ölür.
07 Şubat 2023
Ali Ekber Pekşen
Bodrum - Muğla
YORDULAR, YORUYORLAR, YORACAKLAR Yaban ellerden, başka coğrafyalardan ya da ıssız- terkedilmiş yerlerden gelmiş gibi iliştiler. Yaban gülü gibi sevimli olmayı seçmediler ama. Yadırgatıcı tavırlarıyla, kendilerinden olamayanlar üzerinde baskı kurma yolunu seçtiler. Yabani ve de yabancı duruşlarını hayatın olmazsa olmazı gibi dayatıp, sistemi kendilerine benzettiler. Yağcılık genel geçer oldu ve yağdanlık gibi kaygan bir anlayışı yerleştirdiler merkeze. Yağmaladılar, yağmalattırdılar; para, pul, insanlık adın birikmiş değerler dâhil ne varsa. Yakıştırdılar her tür olumsuz sıfatı, kendileri gibi olmayanlara. Yakıp, yıkabilme konusunda tavizsiz anlayışı siyasetin merkezine yerleştirip, yandaşlarını bu söylemlerle mobilize ettiler. Yalanı ve yalanın siyasetini, vazgeçilmez politika malzemesi yaptılar. Yandaşlık üzerine yürüyen bir yönetim anlayışıyla, yandaşlığı olmazsa olmaz hayat tarzına dönüştürdüler. Yanılttılar insanları; inançlar dahil, “kutsal” olan tüm değerleri kullanarak...
Yorumlar
Yorum Gönder