MARİA SUPHİ
Bir Direniş Öyküsü
Roman
Yazar: Kenan Karabağ
Maria Suphi;
Komsomol: Genç Komünistler Birliği üyesi bir KOMSOMOLKA…
Çar’ın ordusuna karşı Bolşeviklerin safında savaşırken babasını kaybeden bir Komsomolka… Moskova’da üniversite öğrencisi ilken katılmış Komsomol’a. İyiden, güzelden ve insanca hayattan yana duruşu olan bir genç. Örgütlü mücadelenin bir neferi olarak görev almış. Kerç’te, başında kızıl yıldızlı şapkasıyla bildiri dağıtırken tanışmış Mustafa Suphi’yle. Bu tanışıklık, büyük bir sevdanın başlangıcı olmuş.
Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Mustafa Suphi, KOMSOMOLKA Maria ile evlenir. Rusya’da başlayan özgürlük ateşini Anadolu coğrafyasına taşımak ve buradaki mücadeleye omuz vermek için, Bakü’den yola çıkarlar. Önce Kars’a ulaşırlar ve burada bir süre oyalandıktan sonra, Erzurum, Bayburt, Gümüşhane üzerinden Trabzon’a ulaşırlar ve bilinen o hazin son…Mustafa Suphi ve yoldaşları 28 Ocak 1921 gününü, 29 Ocak 1921’e bağlayan gece, Karadeniz’in karanlık sularında katledilir. Maria Suphi öldürülmez. Maria’ya bundan sonra yaşatılanların anlatıldığı kitap, 1920’li yılların Türkiye’sini tanımak bakımından ders niteliğinde anlatımlarla dolu.
“Geçmişini bilmeyen geleceğine sahip olamıyor,” diye önemli bir söz vardır. Zira, geçmişe dair yaşantıları gereği gibi değerlendirmediğimizde, aynı sorunlarla uğraşıp durur, o girdaptan çıkamayız.
Mustafa Suphi’lerin katliamına giden yol için, Ankara’nın bilgisi dahilinde ve yönlendirmesiyle Erzurum ve Trabzon’un seçilmiş olması hiç tesadüf değil. Teşkilat-ı Mahsusa’nın bu iki önemli Anadolu kentinde sıkı bir örgütünün olması bu seçimin önemli nedeni. Bu örgütün buralarda bu denli korunup, kollanması ve geliştirilmesi için merkezi destek verilmesi çok anlamlı. Bu tahkimatın halen sürdürülmesinin nedenlerini 1915’lerde bu coğrafyada yaşanan olaylarda aramak gerek. Büyük Turan ülküsüyle Sarıkamış’a onbinlerce asker yığıp, tabiat şartlarını bile gözetmeyen İttihat Terakki anlayışında ve İttihat Terakki’den devralınan yöntemlerle ”iş tutanların” belli kademelerde sürekli korunup kullanmalarında aramak gerek.
Yaşadıklarımızın nedenlerini sorgulamak bakımından, Mustafa Suphi ve yoldaşları ile Maria Suphi’ye yaşatılanlara karar veren merkezi anlayışı kavramak gerek. Bu coğrafyada, bu merkezi anlayışla örgütlenen devlet, bu düşmanca tutumunu her şart altında devam ettirmiştir.
10 Kasım 2022
Ali Ekber Pekşen
Bodrum Muğla
YORDULAR, YORUYORLAR, YORACAKLAR Yaban ellerden, başka coğrafyalardan ya da ıssız- terkedilmiş yerlerden gelmiş gibi iliştiler. Yaban gülü gibi sevimli olmayı seçmediler ama. Yadırgatıcı tavırlarıyla, kendilerinden olamayanlar üzerinde baskı kurma yolunu seçtiler. Yabani ve de yabancı duruşlarını hayatın olmazsa olmazı gibi dayatıp, sistemi kendilerine benzettiler. Yağcılık genel geçer oldu ve yağdanlık gibi kaygan bir anlayışı yerleştirdiler merkeze. Yağmaladılar, yağmalattırdılar; para, pul, insanlık adın birikmiş değerler dâhil ne varsa. Yakıştırdılar her tür olumsuz sıfatı, kendileri gibi olmayanlara. Yakıp, yıkabilme konusunda tavizsiz anlayışı siyasetin merkezine yerleştirip, yandaşlarını bu söylemlerle mobilize ettiler. Yalanı ve yalanın siyasetini, vazgeçilmez politika malzemesi yaptılar. Yandaşlık üzerine yürüyen bir yönetim anlayışıyla, yandaşlığı olmazsa olmaz hayat tarzına dönüştürdüler. Yanılttılar insanları; inançlar dahil, “kutsal” olan tüm değerleri kullanarak...
Yorumlar
Yorum Gönder