ANAYASA MAHKEMESİ KARARI ve TÜRKİYE’NİN LAİKLİK SORUNSALI
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, bir öğrencinin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’nden muaf olması için ebeveynleri tarafından açılan davayı, 07/04/2022 tarihinde davacının lehine verdiği kararla sonuçlandırdı ve tarihe anlamlı bir kayıt düştü.
AYM, Karara esas incelemelerinde; Türkiye Cumhuriyeti eğitim tarihinde din eğitimiyle ilgili yapılanların tespitine yönelik, kapsamlı bir araştırma yapmış. Cumhuriyet dönemi müfredatlarının ve din eğitimiyle ilgili Milli Eğitim Bakanlığı’nın konuyla ilgili birimlerince alınan tüm kararların dökümünü çıkarmış. Bu bakımdan da; eğitim fakülteleri, öğretmen meslek kuruluşları ve araştırmacıların, akademisyenlerin yapmaları gereken bir işi başarmış ve örnek nitelikte bir çalışmaya imza atmış. Bu yönüyle davaya esas belgelerin incelenmesiyle ilgili kayıtlara bakıldığında, Türkiye Eğitim Tarihi açısından dikkate değer bir çalışmayla; eğitim tarihi, yakın tarih derslerinin değişmez dökümanı olacak özellikte belgeler ortaya koymuş.
Anayasa Mahkemesi 12/09/2014 tarihli; “öğrencinin din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muafiyet imkanı bulunmaması nedeniyle ebeveynlerinin eğitim ve öğretimde dini ve felsefi inançlarına saygı gösterilmesini isteme hakkı” konusundaki davaya ilişkin esastan yaptığı araştırmada, kronolojik sıra esas alınmış ve konuyla ilgili dönemin meri mevzuatı ve eğitim öğretimle ilgili tüm yazılı materyalleri taranmış ve bu materyallerin içeriği, karar metnine kaydedilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti döneminde ilk müfredat programı, 1924 yılında hazırlanan ilk mektep müfredatıdır. Bu müfredatta “Kur’ân-ı Kerîm ve Din Dersleri”ne 2., 3., 4. ve 5. sınıfların programlarına haftalık iki saat yer verilmiştir. Bu derse ilaveten ilkokulun her sınıfında “musahabat-ı ahlakiye ve malumat-ı vataniyye” dersi haftada bir saat olarak verilmiş, dersin amacı da, “çocuklara İslam dini hakkında bilgiler vermek ve onları İslam dini çerçevesinde eğitmektir.” şeklinde yer almıştır. Dersin içeriği, “İslam dini eğitim ve öğretimi üzerine” kurgulanmıştır.
Din bilgisi dersinin, 1924 yılından itbaren tüm eğitim kademelerinde bu amaç doğrultusunda; zaman zaman isteğe bağlı, ama çoğunlukla zorunlu olarak verilmesi, tüm siyasi karar merkezlerinin ve özellikle Milli Eğitim Bakanlığı’nın öncelikleri arasında yer almıştır. İsteğe bağlı olarak muafiyetle ilgili düzenlemelere bakıldığında da, öğrenci velilerinin beyanını değil, yazılı başvurusu esas alınmıştır.
Din bilgisi dersinin yanı sıra 1974 yılında ilk ve orta dereceli eğitim kurumlarında okutulmak üzere hazırlanan “ahlak dersleri”ne ait program, haftalık ders dağıtım çizelgesinde birer saat olarak yer alması öngörülmüştür.
12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden sonra mevcut din bilgisi ve ahlak dersleri, “din ve ahlak bilgisi dersi” adı altında birleştirilmiştir. Bu dersin müfredatında, din bilgisiyle ilgili kısımlar, İslam dini merkezinde tasarlanmıştır.
AYM kararına esas incelemede, “din ve ahlak bilgisi dersi” içeriğinin de; yalnızca İslam dinine ait ibadetlerin öğretildiği, müfredatın ÖĞRETİMİN ötesine geçerek EĞİTİM içeriğine sahip olduğu tespiti yapılmış. Bu yönüyle dersin Anayasa’nın 24. maddesinin 4. fıkrasında belirtilen dinler hakkında yansız ve tanıtıcı bilgiler vermek ve ahlaki değerleri benimsetmek amacıyla zorunlu olması öngörülen din kültürü ve ahlak öğretimi içeriğine kavuşturulamadığı kanaatine ulaşılmıştır.
Yukarıda özet bir anlatımla sunulmaya çalışılan AYM kararına esas incelemelerin sonucunda, ulaşılan bu kanaat; cumhuriyete geçiş sürecinin bütün siyasi aktörlerinin, gayrimüslim olarak tanımladıkları nüfus dışındaki tüm tebaayı, dini kimlik altında birleştiren Osmanlı geleneğine sadık kaldıklarının ve devletin din kurumuna bakışını da bu anlayışla oluşturduklarının tespitidir.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşuna esas düzenlemelere bakıldığında, yukarıdaki kanaati destekleyen ve devletin kuruluşunu bu kanaate göre düzenleyen bir ana fikrin olduğu görülecektir. “Türkiye’de, 01 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmış, hilafet bir süre yürürlükte kalmıştır. Böylece; hilafetin bir süre daha yürürlükte kalması sayesinde, Müslüman ülkelerin yeni kurulan devleti tanıyarak maddi ve manevi destek olacakları düşünülmüştür. Böylece stratejik açıdan hilafetin Türkiye dışında bir nüfuz kaynağı haline gelmesi önlenmiştir (Tarık Zafer TUNAYA, İslamcılık Akımı).”
03 Mart 1924 tarih ve 429 sayılı Kanun’la Cumhuriyetin makarrında Diyanet İşleri Başkanlığı ihdas edilmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ihdas edildiği tarihten günümüze kadar ve halen devam eden uygulamalarına bakıldığında, devletin karar merkezinin; Osmanlı tebaasını dini kimlik altında birleştiren geleneğe sadık kaldığı ve bu anlayışı olmazsa olmazları arasında değerlendirdiği açıklıkla görülmektedir.
Eğitim kurumlarındaki din öğretimiyle ilgili uygulamalar ve devletin işleyişinin ayrılmaz parçası olan Diyanetin işleyişini bütün olarak değerlendirdiğimizde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laiklik sorunsallığının kuruluşundan bu yana devam ettiği görülmektedir. Laiklik olmadan demokrasinin olmayacağı aşikardır. Demokrasinin olmadığı bir toplumda da, insanca hayatların olmayacağı gibi…
18 Aralık 2022
Ali Ekber Pekşen
Muğla
YORDULAR, YORUYORLAR, YORACAKLAR Yaban ellerden, başka coğrafyalardan ya da ıssız- terkedilmiş yerlerden gelmiş gibi iliştiler. Yaban gülü gibi sevimli olmayı seçmediler ama. Yadırgatıcı tavırlarıyla, kendilerinden olamayanlar üzerinde baskı kurma yolunu seçtiler. Yabani ve de yabancı duruşlarını hayatın olmazsa olmazı gibi dayatıp, sistemi kendilerine benzettiler. Yağcılık genel geçer oldu ve yağdanlık gibi kaygan bir anlayışı yerleştirdiler merkeze. Yağmaladılar, yağmalattırdılar; para, pul, insanlık adın birikmiş değerler dâhil ne varsa. Yakıştırdılar her tür olumsuz sıfatı, kendileri gibi olmayanlara. Yakıp, yıkabilme konusunda tavizsiz anlayışı siyasetin merkezine yerleştirip, yandaşlarını bu söylemlerle mobilize ettiler. Yalanı ve yalanın siyasetini, vazgeçilmez politika malzemesi yaptılar. Yandaşlık üzerine yürüyen bir yönetim anlayışıyla, yandaşlığı olmazsa olmaz hayat tarzına dönüştürdüler. Yanılttılar insanları; inançlar dahil, “kutsal” olan tüm değerleri kullanarak...
Yorumlar
Yorum Gönder