ALİ ŞAMİL
Büyük Taarruz’un Küçük Tanığı
Turgut Yasalar
Yönetmen, senarist, yapımcı, sinema oyuncusu, sinema ve kalem emekçisidir. Senaryosunu yazdığı ve yönettiği Leopar’ın Kuyruğu filmi, 1998 yılı Antalya Film Festivali en iyi özgün senaryo ödülü aldı. 2006 yılında senaryosunu yazıp, yönettiği Sis ve Gece filmi, önemli eserleri arasındadır. Şeytanın Pabucu, Şellale, Ayaşlı ve Kiracıları, Şeytan Ayrıntıda Gizlidir, Çılgın Bediş,…. gibi bir çok filme senaryo yazarı, yönetmen olarak imza atmış biri.
Müsait Bir Yerde İnecek Var, Konuşan Köpek Koko, Ben Bir Dahiyim Ama Henüz İlk Senaryomu Yazmadım, Barış Film Çekiyor, Mutfak Cadısı Yaz Tatiline Çıkıyor kitaplarının yazarı. Bu kez tarihi roman Ali Şamil Büyük Taarruz’un Küçük Tanığı kitabıyla bizimle.
Ali Şamil’in hayat hikayesinin anlatımıyla başlayan kitap; Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde saray ve çevresinde yaşananları, Sarıkamış Harekatı’nı ve Kurtuluş Savaşı olarak bilinen tarihi gerçeği konu edinmiş. Gazetelerin arşivlerinden, ailenin sağladığı belgeler ve tanıkların anlatımlarından yola çıkılarak kaleme alınmış.
Turgut Yasalar, “ortaokul ve lisede her yıl tarih dersinden ikmale kalan” biri olduğunu söylese de, bu çalışmasıyla öğrencilerin bu konudaki bilgilerine ışık tutacak bir kitaba imza atmış. Tarihi tanıklıklar eşliğinde anlatılan olaylar, kronolojik sırayla yazılmış. Tarih kitabı ya da tarihi roman okumakta zorlananların bile, kolay okuyabilecekleri bir anlatım tekniği kullanılmış.
Ahlat Uludere’de (Yukarı Sor) doğan Ali Kemal’in hayatı, Enver Paşa’yla karşılaşınca bambaşka bir mecraya doğru akıyor. Paşa konağındaki hayatı yaşamış, saray ahalisinden insanların hayatlarına tanıklıklar etmiş. Aynı ortamda bulunması hasebiyle bir şekilde devlet ricalinin işleyişine ilişkin gözlemleriyle sürdürmüş hayatını. Yazarın belirttiği gibi, 1916 – 1922 arası tarihimizin en önemli olaylarına şahitlik etmiş.
Kitabı okuduğumda, 42 yıl fiilen eğitimin işleyişinde öğretmen ve yöneticilik yapan birisi olarak, tarih ders kitapları keşke bu dille ve bu üslupla yazılsa diye hayıflandım. Bizde okullarda okutulan tarih dersi ve dersin ana kitapları ve yardımcı kaynakları, maalesef resmi tarih tezinin dışına çıkmayan bir anlayışın ürünüdür. Bu anlayış, hamaset ve bol kahramanlık hikayelerinden müteşekkildir. Devletler tarihlerini yalnız ve yalnız kahramanlık hikayeleriyle anlattıklarında da, yazarın sözünü ettiği gibi öğrenciler “tarih dersinden ikmale” kalır. Oysa tarih, yaşanmışlıkların tüm yönleriyle oluşmuş hayatın tamamıdır. Tarihe tanıklık edenlerin hayat hikayelerinden yararlanılarak yazılacak kitaplarla, dersi daha anlamlı kılmak mümkündür.
Enver Paşa, Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Refet Bele, Vahdettin.,,,, başta olmak üzere o dönemin tarihi şahsiyetlerinin neredeyse tamamına yakınına dair, tanıklıkların anlatıldığı olaylar zinciri adeta bir devletin çöküş sürecinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun hikayesi gibi. Tarihi şahsiyetlerin, günlük hayatta insanlarla olan ilişkilerinin anlatımı, insana dair anlamlı anektodlar. Görevi, mevkii, ünvanı ve konumu ne olursa olsun, tarihi olaylar zinciri içinde kişinin tüm yönleriyle anlatılması; yaşananları ve gelişmeleri daha anlamlı ve daha anlaşılır kılmakta. Abartı, hamaset, kahramanlık hikayelerine ihtiyaç duymadan da tarih yazılabilirmiş. Hem de yakın sayılacak bir tarih.
Emeklerine sağlık Turgut YASALAR…
Bu kitap, ortaokul ve liselerde tarih derslerinin ana başvuru kaynağı olacak özellikte bir yapıt.
Not: Kitabın Sarıkamış bozgunuyla başlayan anlatımı, benim için daha bir ilgi çekici oldu. Büyük babam (babamın babası) Sarıkamış Harekatına asker olarak alınmış. Babam henüz 3 ya da 4 yaşlarında. O cepheden dönmemiş. Babam, hatırlamıyordu babasını. Esir mi düştü, donarak mı öldü, bir kör kurşuna mı gitti, mezarı var mı varsa nerede? bilmiyoruz. Ne Osmanlı dönemi ne de TC tarihi boyunca hiçbir bilgi edinemedik. Oysa, devlet cepheye gitmiş ve dönmemiş evlatlarıyla ilgili aile fertlerine en azından bir bilgi vermeliydi.
28 Ağustos 2022
Ali Ekber Pekşen
Bodrum - Muğla
YORDULAR, YORUYORLAR, YORACAKLAR Yaban ellerden, başka coğrafyalardan ya da ıssız- terkedilmiş yerlerden gelmiş gibi iliştiler. Yaban gülü gibi sevimli olmayı seçmediler ama. Yadırgatıcı tavırlarıyla, kendilerinden olamayanlar üzerinde baskı kurma yolunu seçtiler. Yabani ve de yabancı duruşlarını hayatın olmazsa olmazı gibi dayatıp, sistemi kendilerine benzettiler. Yağcılık genel geçer oldu ve yağdanlık gibi kaygan bir anlayışı yerleştirdiler merkeze. Yağmaladılar, yağmalattırdılar; para, pul, insanlık adın birikmiş değerler dâhil ne varsa. Yakıştırdılar her tür olumsuz sıfatı, kendileri gibi olmayanlara. Yakıp, yıkabilme konusunda tavizsiz anlayışı siyasetin merkezine yerleştirip, yandaşlarını bu söylemlerle mobilize ettiler. Yalanı ve yalanın siyasetini, vazgeçilmez politika malzemesi yaptılar. Yandaşlık üzerine yürüyen bir yönetim anlayışıyla, yandaşlığı olmazsa olmaz hayat tarzına dönüştürdüler. Yanılttılar insanları; inançlar dahil, “kutsal” olan tüm değerleri kullanarak...
Yorumlar
Yorum Gönder