İNSAN YETİŞTİRME ANLAYIŞI
İNSAN YETİŞTİRME ANLAYIŞI
Eğitim sisteminin içerisinde 40 yılı aşkın zaman hizmet etmiş ve işin pratiğini de birebir yaşamış birisi olarak şimdi bazı şeyleri söylemek zorunda hissediyorum. Yıllarca; "sistemi değiştiriyoruz", "sınavları kaldırıyoruz", "bilim ve teknolojiye uyarlıyoruz" adı altında yapılanlarla, adeta yap-boza dönen eğitim sistemiyle ilgili söyleyecek sözü olanların söyleme zamanı şimdi diye düşünüyorum.
Eğitim, biliyorsunuz insanın geleceğini planlama işidir. Çağımız eğitim sistemleri planlama işini, insan yaratıcılığını esas alan anlayışla düzenlemelidir. Bu anlayışla düzenlenen/yapılandırılan sistem; geleceğin insanında hangi özelliklerin olması gerektiği tasavvurundan hareketle organize edilmelidir. Bu nedenle; bireyi tanıyıp, bireyde var olan özellikleri geliştirme amaçlı kısa, orta ve uzun vadeli planlarla hareket etmelidir.
Modern devlet anlayışının temelini, insana hizmet oluşturmalıdır. Devlet denilen örgüt; baskının timsali olarak bilinse de, artık hizmet aracı olarak revize edilmesi ve bu doğrultuda hizmet vermesi kabul görmektedir. İnsana hizmet anlayışıyla vücut bulacak devlet hizmetlerinin temelini, öncelikle kişi hak ve hürriyetlerini güvenceye almak, hukuk düzenini tesis etmek oluşturmalıdır. Böylelikle, bireylerin yetenekleri doğrultusunda en üst düzeyde eğitim olanaklarından yararlanması amaçlanmalıdır.
Günümüz eğitiminin en önemli amaçlarından birisi de, bireyin; yeteneklerini, yeterliliklerini tanımasını, eleştiri ve özeleştiri becerisi kazanmasını sağlayacak faaliyetler organize etmek olmalıdır. Bu amaç; soran, sorgulayan, cevap alan, aldığı cevaplarla yetinmeyip araştıran, yeni bulgulara ulaşan, yeni bilgiler elde eden, bu yenilikleri insanlığın hizmetine sunan, gelecek tahayyülü olan, özgüveni yüksek insanlar yetiştirmek üzere düzenlenecek eğitim kurumları ve bu amaca uygun yapılandırılmış müfredatlar ve öğretmen eğitimiyle gerçekleşebilir. (Biz de ise; geçmişte oldukça nitelikli sayılacak öğretmen yetiştirme işi yok sayılmış, tamamen iptal edilmiş durumdadır. Bu konu ayrıca üzerinde durulmayı hakedecek önemdedir)
Devletlerin, toplumların sağlıklı bir gelecek planlaması; iyi yetişmiş, yani iyi eğitilmiş, donanımlı insan gücüyle mümkündür. İyi insan, yani eğitilmiş insan yetiştirme işi, okullar aracılığıyla sağlanan bir devlet politikası ve kamu hizmetidir. Burada önemli olan; kaliteli eğitim diye adlandırılan standartlarda eşitlik sağlamak, farklı toplum kesimleri arasında eğitim hizmetinde belli ve kabul edilebilir düzeyde asgari standardı tutturmaktır.
Devletlerin insan yetiştirme tasavvuru, kuruluş felsefelerine uygun yurttaş yetiştirme anlayışının ürünü müfredatları ve okul kurgularıyla belirlenir. Özellikle temel eğitim olarak adlandırılan, ilkokul ve ortaokul olarak bildiğimiz eğitim kurumları; TEMEL YURTTAŞLIK eğitiminin verildiği ilk kademe eğitim kurumlarıdır. Devletlerin siyasi tercihleri doğrultusunda tasavvurunda birinci derecede belirleyici olduğu insanın, eğitim kurumları aracılığıyla yetiştirilmesi sürecinde; işin ekonomik, sosyal, siyasal ve eğitsel boyutlarını birlikte düşünmek durumundayız.
Devletle iç içe ve içli dışlı yaşamaya alışmış Türkiye kapitalist sermayesinin, siyasi iktidara yakın durma adına; devleti yönetenlerin siyasi anlayışlarına göre aldıkları kararları ve uygulamaları sürekli destekler tavır sergiledikleri bilinen bir gerçektir. Toplumun diğer kesimlerinin; yani işçi sınıfı, emekçiler, köylüler, emekten yana tüm kesimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının devlet adına alınan bu tek taraflı kararlar ve uygulamalar sonucu ortaya çıkacak durumların doğrudan tarafı olmalarına rağmen, karar süreçleri ve planlama aşamalarında görüşlerinin alınmaması, uygulama aşamasında yaşadıkları rahatsızlıkları ilettiklerinde sırf farklı düşünceye sahip oldukları için dikkate alınmamaları eğitim adına ciddi bir kayıptır.
Çoğulcu bir yapısı olan toplumumuzda devleti yönetenlerin din kurumunun toplum nezdindeki dokunulmazlığını sürekli kullanmaları, din kurumunun ulviliğini günübirlik siyasal çıkarlara alet etmeleri ne yazık ki sürekli yaşanan bir olgudur. Din kurumunun insan ruhundaki etkilerinin günlük siyasete bu denli alet edilmesi ve bu dokunulmazlığın arkasına sığınarak uygulamalar yapılması, toplumun diğer kesimlerinin kabul sınırlarını zorlamakta, endişelerini artırmakta, gelecek kaygısı ve hayat tarzı tehditi yaratmaktadır. Farklı dini anlayışlara sahip topluma; tek bir dine hatta tek bir mezhebe; okulda, sosyal hayatta ve kamu yaşamında ayrıcalık tanındığı doğrultusunda bir kanaatin yayılmasının, bir arada yaşama iradesini zayıflatacağı aşıkârdır.
Ülkemiz açısından bu durum; özellikle devletin kuruluş felsefesindeki otoriter anlayışın, din kurumunun siyasallaşmış öğeleriyle bütünleşmesi sonucunu doğurmuştur. Otoriter yönetim anlayışıyla birleşen siyasallaşmış dini yapılar ve bu anlayışla düzenlenen eğitim faaliyetleri, toplumun diğer kesimleri tarafından tehdit unsuru, adeta yaşam hakkına müdahaledir.
Dünya değişiyor. Bilim ve teknolojide baş döndürücü denecek hızda değişiklikler ve gelişmeler yaşanıyor. Eğitim sisteminde de elbette değişiklikler olmalıdır. Ancak; bu değişiklikler, tutarlı ve devamlılığı olan süreçler şeklinde planlanmalıdır.
Öyleyse nereden başlanmalı?
Eğitimin toplumun temel meselesi olduğu ve en çok ihtiyaç duyulanın, bireyin iyi eğitim yani, nitelikli eğitim alması gerçeğinden hareket edilmelidir.
Her çocuğun öğrenebileceğine güvenerek programlar oluşturulmalı ve planlama yapılmalıdır. Uygulama aşamasında bu gerçek her daim akılda tutulmalıdır. Her çocuk bir değerdir. Kendine özgü yetenekleri ve öğrenme hızı vardır. Bu gerçeği göz önünde bulundurarak hareket planı oluşturulmalıdır. En iyi eğitim sistemleri, her öğrencisini yetenekleri doğrultusunda en üst başarıya götürenlerdir. En başarılı eğitim sistemlerinin önemli bir özelliğinin de, bireye özgüven aşılamak olduğu gerçeğinden hareket edilerek eğitim faaliyetleri düzenlenmelidir. Öğrenciler; hata yapmaktan, sınavda düşük puan almaktan korkmayacak şekilde organize edilmiş eğitim faaliyetlerine katılmalıdır. Farklı kültürlere, farklı inançlara, yani insana dair tüm farklılıklara saygı duyacak şekilde, özgüveni yüksek bireyler olarak yetiştirilmelidir.
Eğitimin genel başarısı, öğretmenlerin başarısıyla eşdeğer düşünülmelidir. Yani, öğretmenler ne kadar başarılıysa, eğitiminizin de o derece başarılı sonuçları olacaktır. Önemli olan, yetenekli kişileri, yaratıcılığı olan kişileri öğretmen olarak sisteme dahil etmektir. Onun için, öğretmenlik mesleği prestijli olmalıdır.
Okulların fiziki altyapıları ve donanımları, her öğrencinin kendisini gerçekleştireceği şekilde düzenlenmelidir. Her kademe ve türdeki okulları kapsayacak şekilde derslik sayıları artırılmalıdır. Sınıf mevcutları en kısa zamanda aşağılara (20 öğrenci olacak şekilde) çekilmelidir.
Müfredat içerikleri, tüm tarafların ve alan bilim uzmanlarının katılımıyla ele alınmalı ve değiştirilmelidir. Müfredat içerikleri; kişilerin doğuştan getirdiği ve seçiminde asla söz sahibi olmadığı özellikleri (cinsiyet, inanç, etnik köken gibi) nedeniyle ötekileştirilmemesi gerektiği anlayışıyla yapılandırılmalıdır. Ders materyali olarak sistemde önemli bir yere sahip ders kitaplarının içerikleri, bireyin geleceğine hizmet edecek biçimde düzenlenmelidir. Devleti koruma ve yüceltme saikiyle hareket eden eğitim anlayışı terk edilmelidir. Önceliğimiz, bireyin önemi ve geleceğin iyi yetişmiş bireylerle sağlıklı şekilde yapılandırılacağı gerçeği olmalıdır.
12 Mayıs 2018
Ali Ekber Pekşen
İstanbul
Yorumlar
Yorum Gönder