KÖY ENSTİTÜSÜ ÖĞRETİM PROGRAMLARININ İŞLEVSELLİĞİ
KÖY NÜFUSUNUN HAYATA KATILMASINDA KÖY ENSTİTÜLERİNİN ÖĞRETİM PROGRAMLARININ İŞLEVİ
ALİ EKBER PEKŞEN
17 Nisan 1940’ta kabul edilen 3803 sayılı kanun ile Köy Enstitüleri kuruldu. Bu tarihte Türkiye nüfusunun % 75’i okuryazar değildi. Okuryazar olmayanların köy nüfusu içerisindeki oranı % 90’lara ulaşıyordu. % 90’ı okuryazar olmayan insanların yaşadığı köylerde bilgisizlik kaynaklı sağlık, temizlik sorunları yaşanıyor, bu olumsuzlukların ortaya çıkardığı olumsuz yaşam koşulları hüküm sürüyordu.
Bu yaygın bilgisizlikle mücadele etmek, köylerin ekonomik ve sosyal hayatında değişiklikler yapmak gerekiyordu. Devletin kuruluş felsefesine uygun yurttaş yetiştirme anlayışını toplumun tüm katmanlarına, yurdun dört bir yanına yaymak gerekiyordu. Tüm vatandaşlarını kucaklaması gereken bir anlayışla oluşturulan bu felsefenin gereği devletin herkese, her anlamda ulaşması gerekiyordu.
Bunu başarmanın mutlak zorunluluğuna inanan karar merkezi; bu işi öğretmenler aracılığıyla başarmanın en doğru yol, en olumlu sonucun alınacağı yöntem olduğunda karar kıldı. Öğretmenler aracılığıyla, çağdaş, olumlu, kalıcı değerler oluşturmanın geçerliliğine de inanan bu anlayış aynı zamanda, köy nüfusunun yoğun geri bırakılmışlığıyla da mücadele etmeye kararlıydı. Bu kararlılık, önceliğini bilgisizlikle mücadeleye vermeliydi ve bu mücadeleyi öğretmenler aracılığıyla yapmalıydı. Öyle de yaptı. Böylece köy nüfusunun bilgisizliğiyle mücadele edecek öğretmen yetiştirme kararı alındı. Bu önemli bir başlangıçtı. Bilgisizliğin yenilmesi, aynı zamanda sosyal, kültürel yapıyı etkileyecek, köy nüfusunun üretim araçlarını etkili kullanmasını sağlayacak, ekonomik gelişmişliğini artıracak, refah düzeyini yükseltecekti.
Köy nüfusunun bilgisizliğinin yenilmesi, köylerde yaşayan insanların gelecek planlamasında sorumluluk üstlenmesini sağlayacaktı.
Mevcut öğretmen yetiştirme sisteminde teorik eğitim egemendi. Bu eğitim anlayışıyla yetişen öğretmenler köylere gitmek istemiyor, gidenler de uzun süre köylerde kalmak istemiyordu. Köylüye yabancı bir öğretmenle, köylüleri eğitimin gereğine inandırmak olanaksız görünüyordu.
Köy çocuklarının eğitimi önemli bir sorundu. Bu sorunun çözümü için, köylerde yaşayacak, bu makus talihi değiştirecek öğretmenlere ihtiyaç vardı. Bu öğretmen, yalnızca `kitabi` bilgilerle yetiştirilemezdi. Köy koşullarının gerektirdiği bilgi, becerilerle donanımlı öğretmene ihtiyaç\ yeni bir öğretim modelini gerekli kılıyordu.
Köy Enstitüleri kuruluş yılı olan 1940’tan 1943’e kadar, genel ilkelerde bütünlükten sapmadan, mevcut orta öğretim programlarından da yararlanarak, bulundukları çevrenin özelliklerine, iklim koşullarına, mevsim şartlarına, öğrenci düzeyine göre program yapma özerkliğine sahiptiler. Bu anlayış eğitim sistemimizin bir ilkidir. Bu anlayış çağdaş bir tutum olmanın yanı sıra demokratik örgütlenmenin önemli bir örneğidir.
1940-1943 arasındaki bu uygulamalardan sonra 1943’te Köy Enstitülerinin öğretim programları resmileşti. Bu programa göre; enstitüler ilkokuldan sonra 5 yıl öğretim yapmaktadırlar. Bu süre içinde toplam 114 hafta “KÜLTÜR” dersleri, 58 hafta “ZİRAAT” dersleri ve çalışmaları, 58 hafta da “TEKNİK” dersleri ve çalışmaları yapılmaktadır.
Bir derslerin haftalık dağılımı ise;
22 saat: Kültür dersleri
11 saat: Ziraat dersleri ve çalışmaları
11 saat: Teknik dersler ve çalışmalar
olmak üzere toplam 44 saattir.
Kültür Dersleri:
Türkçe, Tarih, Coğrafya, Yurttaşlık Bilgisi, Matematik, Fizik, Kimya, Tabiat ve Okul Sağlığı, Yabancı Dil, El Yazısı, Resim-İş, Beden Eğitimi ve Ulusal Oyunlar, Müzik, Askerlik, Ev İdaresi ve Çocuk Bakımı, Öğretmenlik Bilgisi (Toplumbilim, İş Eğitimi, Çocuk ve İş Ruhbilimi, İş Eğitimi Tarihi, Öğretim Metodu ve Tatbikat), Zirai İşletmeler Ekonomisi ve Kooperatifçilik
Ziraat Dersleri ve Çalışmaları:
Tarla Ziraatı, Bahçe Ziraatı (Fidancılık, Meyvacılık, Bağcılık, Sebzecilik), Sanayi Bitkileri Ziraatı, Zootekni, Kümes Hayvanları Bilgisi, Arıcılık ve İpekböcekçiliği, Balıkçılık ve Su Ürünleri, Ziraat Sanatları
Teknik Dersleri ve Çalışmaları:
Köy Demirciliği (Nalbantlık, Motörcülük), Köy Dülgerliği (Marangozluk), Köy Yapıcılığı (Tuğla ve Kiremitçilik, Taşçılık, Kireççilik, Duvarcılık, Sıvacılık, Betonculuk), Köy ve El Sanatları (Kızlar için: Dikiş, Biçki, Nakış, Örgü ve Dokumacılık , Ziraat Sanatları)
Köy Enstitülerinde haftalık, aylık ve mevsimlik çalışma planları, her enstitünün özelliğine göre hazırlanmaktadır. Planlamada; iş araçlarının çeşitliliği ve araç gereç donanımı, arazinin durumu, öğrencinin düzeyi gibi değişkenler dikkate alınmaktadır. Programlar, oranlar ve ayrılan süreler değiştirilmeden yarım gün, tam gün, haftalık, aylık uygulamalarla hayata geçirilebilmektedir.
Okul binalarının yapımı, arazinin işlenmesi, yol yapımı, onarım için ayrılan zamanlarda girilemeyen dersler telafi edilmektedir. Enstitü yönetimleri programların uygulama planını yapma özerkliğine sahiptir.
Köy Enstitülerinin çağdaş, demokratik yapısı ve bu yapıya uygun şekilde biçimlenen özerk yönetiminin önemli örneği sayılan bu uygulamaları, o dönemde diğer eğitim kurumlarından en önemli farklılığıdır. Aynı hükümetin, aynı zaman diliminde farklı eğitim kurumlarında farklı uygulamaların olması demokratik yaşantı açısından son derece önemlidir. Bu önem, Köy Enstitülerinin müfredat uygulamalarındaki bu özerk yapısının ve demokratik eğitim ilkelerinin hayata geçirilmesidir.
Köy Enstitülerinin açılışı ve kapanışı arasında çok kısa bir zaman aralığı olmasına rağmen, sürekli gündemde kalmasını sağlayan bu demokratik yapısıdır. Bu yapının insan hayatına etkisi, yurttaş, birey yetiştirme konusundaki katkısıdır. Bu katkı, ümmet toplumundan gelen bir anlayışla siyasi rant sağlamaya alışmış siyaset esnafının uzun süre tahammül edemeyeceği bir tutumdur. Bu görüşe sahip siyasetçilerin oluşturduğu yönetim modeline göre, bu anlayışın bitirilmesi gerekiyordu.
Hayatın her alanında sorumluluk üstlenmeyi bilerek tercih edecek insanlar yetiştirmeyi hedefleyen bu program anlayışına, bu siyaset uzun süre tahammül edemezdi. Zira onların çağdaşlıktan anladıkları, kişinin kendi başına bir değer olduğu yolundaki görüş değil, emir komutayla hareket eden ya da sıkıştığında ulemadan görüş alarak yaşamayı tercih eden insan tipiydi.
Köy enstitülerindeki demokratik yönetim anlayışı hayatın her alanında kendini göstermekteydi. Demokratik anlayış, hayatın tüm alanlarında görülmekte, öğrenci-yönetim, öğrenci-öğretmen, öğrenci-öğrenci, öğrenci-aile ilişkilerinde işlemekteydi. Köy enstitülerinin program modeli, insanın zihinsel, bedensel, duygusal tüm yönleriyle gelişimine olanak sağlayacak bir anlayışla yapılandırılmış ve uygulamalar bu anlayışa uygun şekilde planlanmıştır. Enstitülerin eğitim felsefesinin temeli, günün gelişen ve değişen şartlarını dikkate alan, bilimin ürünü verilerden hareketle atılmıştır. Bu anlayışın ürünü olan programlar, insanın bulunduğu çevreyi daha yaşanabilir kılacak özelliklere sahip olduğu varsayımından hareketle oluşturulmuştur. Bireysel yeteneklerin gelişimine odaklı müfredat uygulamalarıyla becerilerin üst düzeyde gelişimine katkı sağlanmıştır. Üretime dönük eğitim anlayışıyla, kendine yeten bireyler yetişmeye başlamıştır.
Öğretim programlarının temel mantığı dönemin Maarif Vekili Hasan Ali Yücel tarafından 1940 tarih ve 77 sayılı Tebliğler dergisinde yayımlanan “Köy Enstitülerinin Eğitim ve Öğretimle İlgili İşleri” başlıklı genelgede mevcuttur. Bu genelgede özetle;
Enstitü talebesinin hepsine bir program dairesinde Bisiklet, Motosiklet, Otomobil kullanma ve su motorları gibi motorları kullanma ve işletme öğretilecektir.
Enstitü talebesine yüzme, ata binme, dağlara tırmanma, yürüyüş ve muhitine göre sandal, yelken ve motorlu deniz vasıtalarını kullanma imkânları temin edilecektir.
Enstitülerde muhitine göre dere, çay, ırmak, nehir, göl ve denizde mevcut balık, sünger, saz gibi unsurların fenni şartlarına uygun bir şekilde istihsaline ve kıymetlendirilmesine yer verilecek, talebenin bu işleri başaracak evsafta yetişmeleri temin edilecektir.
Enstitülerde araziyi ağaçlamak, çiçeklemek, bataklık yerleri kurutmak, yol yapmak, su kanalı açmak, sulanması mümkün sahaları sulamak, boş ve işlenmeden duran toprakları verimli hale getirmek, muhite göre yeni nebat cinsleri üretmek gibi her türlü imar işlerine geniş ölçüde ve programlı bir şekilde yer verilecektir.
Talebeye hayvanları, nebatları, onlara muzur her türlü hastalık ve âmillerden koruma tedbirleri her fırsattan istifade edilerek öğretilecek, onların bu gibi işleri kendi kendilerine hareket ederek yapabilmeleri ve bunları itiyat haline getirmeleri temin edilecektir.
Devlet hara, islâh istasyonu ve fidanlıklarına yakın olan Enstitüler bu müesseselerle behemehal irtibat tesis ederek onların her türlü vasıtalarından ve faaliyetlerinden azami derecede istifade ettirileceklerdir.
Enstitülerde yetiştirilecek gençlerin hepsi mandolin, el ve ağız armoniği, filüt gibi basit bir musiki aletini çalmayı öğreneceklerdir.
Çocuklardan halk türkülerini teganni edenlerin bu istidat ve melekeleri inkişaf ettirilecek ve diğer talebenin bunlara katılması temin olunacaktır…… denilmektedir.
Köy Enstitülerinin insan yetiştirme anlayışı, bireyi tüm yönleriyle tanıma, onda var olan yetenekleri ortaya çıkarma ve bu yeteneklerin en üst düzeyde gelişmesini sağlama mantığından hareketle oluşturulmuştur. Bireyi ve ondaki tüm özel yetenekleri her zaman dikkate alan bu anlayış, çağdaş eğitim yaklaşımlarının temelini oluşturmaktadır. Çünkü günümüz eğitim anlayışı, bireyin eğitiminin onda var olan yetenekler üzerine bina edilmesini gerekli kılmaktadır.
Köy Enstitülerinin halen gündemde tutulması, eğitim sistemimizle ilgili her platformda tartışılması, sürekli üzerinde yazılan kurumlar olmasını sağlayan nedenlerin başında; yetiştirdiği öğretmenlerle çağına damga vuracak işler başarması ve bu konuda örnek teşkil edecek çok önemli işlevsellikler üstlenmiş olmasıdır. Ayrıca; akademik çevrelerden, siyasetçilere toplumun tüm kesimlerini etkileyen tarafı da bu anlayışla oluşturulan öğretim programları ve bu programların içeriklerini uygulamada enstitü yönetimlerinin özerklikleridir. Halen eğitim sistemimizle ilgili hemen her tartışmada gündeme gelmesinin önemli bir nedeni de; bağımsız düşünceyi ilke edinen öğretmen yetiştirmeyi amaçlayan bir anlayışın egemen olması bu anlayışa uygun dünya yurttaşları yetiştirme kararlılığı ve bunu sonuna kadar savunan değerli yöneticilerinin olmasıdır.
15-17 Nisan 2010
ALİ EKBER PEKŞEN
Kastamonu
Not: Bu bildiri Kastamonu Üniversitesi’nin düzenlediği bir sempozyumda sunuldu. Sempozyum kitabında yayınlandı.
YanıtlaSilKöy Enstitüleri, %90 oranında okuma yazması olmayan insanlarımızı; okuyan, soran, sorgulayan, düşünen, yorumlayan, araştıran ve üreten yapmak amacıyla kurulmuştur. Kısa sürede bu hedeflerine ulaştıkları için de egemen güçlerin korkulu bir hedefi olmuş ve kapatılmıştır.
Tarihçesi hakkında belgelerle yaptığınız bilgilendirme için teşekkürler...